LocalGuideWorld – Best Places to Visit, Eat & Stay Around the World

Latest Reviews

Panayia Uranon Rum Ortodoks Kilisesi; Îstanbul Edirnekapı da Salmatomruk ile Nester Sokaklar arasindaki yapı adasinda 1730 yilinda fetva çıkarılmış olup 1834 yilinda son olarak inşa edilmiştir. Bu kilise 1583 ve 1604 yillarina ait kataloglarda yer almaktadır .Bu kataloglarda Kiriaton Ouranon deyimiyle Göklerin efendisi olarak tanımlanır. Kilisenin Naos'dan nartekse geçilirken duvarda bulunan kitabede "Koimesis" sahnesi yer alr. Yapinin 1940 yilinda yapılmış bir çankulesi bulunmaktadır. Yapı üç nefli bazilika olarak yapılmış olup doğu ve batı ekseninde konuşlanmıştır. Yapının dış cepheleri kırma taş malzeme ile yapılmış olup üstleri sıvalıdır. Yapı Ahşap ve kiremit bir kirma çati ile örtülmüştür. Dikdörtgen formundaki narteks düz bir çat ile örtülmüştür. Doğuda yarim yuvarlak bir apsis bulunur. Yapı oldukça yalın bir tezyinata sahiptir. Nefler arasında ahşap beş adet kare kesitli sütun ayırmaktadır. Sütun başlıkları ahşaptan olup ion seklinde stilize edilmistir. Yapinin kuzeyinde Aya Kiryaki Ayazması bulunmaktadır. Bu yapı ile ilgili bilgiler Prof. Eva Sarlak'in Yüz Ístanbul Kilisesi kitabından alınmıştır.
Ayios Dimitrios
2024 Feb 11
İçinden geçen kutsal su nedeniyle halk tarafından şifa dağıttığına inanılan Ayios Dimitrios Kilisesi İstanbul Kuruçeşme’de bulunuyor. İstanbul'da suyun geçtiği yerlere ayazma denilirdi ve yanına dini yapı kurulurdu.
1798 yılındı yıktırılıp tekrar yapılan Surp Haç adlı Ermeni Kilisesiyle birlikte inşa edilmiştir. Fakat kilise inşa edilirken mimarın tedbirsizliği nedeni ile kalıplar söküldüğünde kubbe yıkılmış ve birçok işçi ölmüştür
Yıkılan yapının çatısını dönemin Osmanlı padişahı III. Selim ahşap olarak tekrar yaptırmıştır. Naos girişinde kitabede bu olaylar anlatılır. Ayrıca 1832 yılında tekrar bir tamirat geçirildiği anlatılır. Kilisenin mimarı Saniotis’dir.
Kilisede bulunan ayazma hakkında Eremya Çelebi şu sözleri söylemiştir: “…Ayazma’nın mucizeler husule getirdiği aşikar bir şeydir ve kimse onun suyuna doymamıştır.”

Apsis dışarıdan dikdörtgen planlı olup çatısı konik olarak örtülmüştür. Apsisin içi yarım kubbelidir. Kilisenin dışı oldukça sadedir. Naosta nefler beşer sütunla ayrılmıştır. Sütun başlıkları İon stili olup, sütunlar bir kemerler sistemi ile birbirlerine bağlıdır. Kadınlar bölümü narteksin üstünde olup barok motiflere sahiptir.
Malov Aqueduct
2024 Oct 23
Giriş sadece Kemerburgaz kent ormanı tarafından var. Araç ile dibine kadar gelebiliyorsunuz (geniş bir alan var ama kalabalık olduğu zamanlarda aracı koyacak yer bulamayabilirsiniz o yüzden erken saatte gelirseniz kafanız rahat olur)

orman giriş ücreti 100 tl gelmişken ormanı da gezmiş olursunuz güzel bir aktivite olmuş olur.

Paylaştığım fotoğraf ve videolarda gitmek için yolları gösteriyorum. Bunu 3 kısıma alacak olursak;

1. En üst tepesi kapı kilitli ama yan tarafı zorlanmış yani ufak bir manevra ile girebilirsiniz zıplayarak üst kısma geçersiniz çok yüksek, korkusu olanlar çıkmasın özellikle en üst taraf çok tehlike tavsiye etmem.

2. Orta kısım burada da kapı var ama açıktı rahat bir şekilde girip merdivenlerden çıkıp güzel fotoğraflar çekebilirsiniz buraya giriş için kemerin tam duvar dibinden orta katmana kadar iniş var merdivene benzer insanlar sürekli geçtiği için zaten yol oluşmuş çok rahat yoldan anlıyorsunuz.

3. En alt kısım yaz aylarında gölün kuruduğu açık alan tam geniş fotoğraflar çekmek için buraya da aynı şekilde patika sürekli girilmesinden yol oluşmuş aynı 2. Deki gibi duvar dibinden inip oradan da aşağı tarafa iniyorsunuz yani 2. İle 3. Yol aynı kısımdan ulaşılıyor. 1. Kısımda daha soldan aşağı inmeden.

Tabelalarda yasak olduğu yazıyor ama hiç görevli yoktu bu önlem amaçlı koyulmuş bir tabela olduğunu düşünüyorum sabah kimselerin olmadığı saatte gelirseniz daha rahat olursunuz. (gölün dolu olduğu zamanlarda ayağımızın kayıp düşmeniz tehlikeli olacaktır hava ve suyun durumuna göre gitmeniz iyi olacaktır.)

İstanbul’a su getirmek Kanuni sultan Süleyman’ın emri ile Mimar Sinan tarafından planlanan Kırkçeşme tesislerinin bir parçası olup Alibey deresinin (Kydaros) üzerine inşa edilmiştir. Saadi Nazım Nirven kemerin adının Moğol Ağa’dan geldiğini düşünürken 1542-1550 yılları arasında İstanbul’u ziyaret eden Pierre Gylli (Gyllius), Alibey deresine halk arasında Makhleva denildiğini yazar. Bu kelimenin daha sonra Moğlova (Mağlova) şeklini almış olması daha muhtemeldir. Tezkiretü’l-ebniye’de kemerin adı Moğlova, Tezkiretü’l-bünyân’da ise Muallakkemer şeklinde kaydedilmiştir. Kırkçeşme tesislerinin yapımı tamamlandıktan sonra, 971 (1563) yılı Eylülünde meydana gelen selde büyük zarar gören bu ve diğer bazı kemerler Mimar Sinan tarafından yeniden yapılmıştır.

Yazın Baraj suları çekildiği dönemlerde kemer görülebilmektedir. Kışın yarısı sular altında kalıyor. 2005 yılında, 20 TL değerinde 1.250 adet Mağlova Kemeri Hatıra Parası basılmıştır.

Kırkçeşme isâlesinin ana galerisi Moğlova Kemeri’nin en üstünden geçer. Moğlova Kemeri’nin tepe uzunluğu 258 metredir. 33 göz bulunmaktadır. Moğlova Kemeri’nin temelden yüksekliği 47,11 m. olur. Bu yükseklik on altı katlı bir binanın yüksekliğine tekabül eder.

Su kemerlerinde trapez kesitli duvarlar ve ayaklar ilk defa Mimar Sinan tarafından yapılmış, hem yatay kuvvetlere dayanıklı hem de zarif bir sistem geliştirilmiştir. Moğlova Kemeri’nde ise alınan tedbirler çok daha ilginçtir. Üst kemerlerde duvar kalınlığı 3,05 m., alt kemerlerde 4,5 metredir. Bu yükseklikte bir yapının deprem ve rüzgâr gibi yatay kuvvetlere dayanması imkânsızdır. Mimar Sinan, kemer ayaklarını aşağıya doğru iki ayrı piramit biçiminde genişleterek stabiliteyi sağlamış, ayakların ortalarına üçer kemer yerleştirip bunları hafifletmiş, fevkalâde zarif fakat sağlam bir şaheser meydana getirmiştir. Alttaki dört büyük kemerin açıklığı 17,50 m., üsttekilerin 13,45 metredir. Bu inşa tarzı bugünkü statik bilgilerine de tamamen uygundur. Küçük kemerlerin bulunduğu bölgede de duvar kalınlığı aşağıya doğru arttırılarak deprem ve rüzgâr kuvvetlerine dayanıklı trapez kesitli bir konstrüksiyon uygulanmıştır.

Kırkçeşme sisteminde irili ufaklı ve her birinde Mimar Sinan’ın dokunuşu olan 33 su kemeri bulunuyor ve tüm sistemin uzunluğu 55 kilometreyi buluyor.

Roma döneminde şehrin temiz su ihtiyacını gidermek adına bilhassa İstanbul’un kuzeyinde yer alan temiz su kaynaklarından şehir merkezine dek uzanan Aqueduct’lar yani su kemerleri inşa edildi ve bu kemerlerden gelen su sarnıçlarda depolandı.
Adını, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın torunu ve eski Osmanlı Sadrazamı Sait Halim Paşa'dan alan yalı 19. yüzyılın son çeyreğinde Yeniköy'de inşa edilmiştir.

Sait Halim Paşa Yalısı’nın tespit edilen ilk sahipleri Düzoğulları ailesidir. Bilindiği kadarıyla Düzoğullarından kalan yalıyı Aristarhis Ailesi tamamen yıktırmış ve tahmini 1863 yılında yeniden inşa ettirmiştir. Yalı, 1876 yılında Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu Prens Abdülhalim Paşa’nın mülkiyetine geçmiştir. Ancak o dönemde yalının harap halde olması ve istenilen büyüklükte olmaması nedeni ile Çanakkaleli mimar-kalfa Petraki Adamandidis’e bugünkü biçimiyle yeniden yaptırılmıştır. Abdülhalim Paşa’nın 1890 yılında vefatı ile yalı Paşa’nın dokuz evladına kalmıştır. Sait Halim Paşa, kardeşlerine ait hisseleri satın alarak 1894 yılında yalının tamamına sahip olmuştur. Paşa'nın ölümünden sonra ise yalı varislerine kalmıştır.

Sait Halim Paşa Yalısı 1968’de Turizm Bankası’na satılmış ve bir müddet sadece yabancıların girebildiği kumarhane olarak kullanılmıştır. 1974 yılında tadilattan geçen yalının, asıl büyük renovasyonu 1980-1984 yıllarında, Turizm Bankası tarafından TAÇ (Türkiye Anıt ve Çevre Koruma) Vakfı’na yaptırılarak gerçekleşmiştir. 1989’da T.C. Turizm Bankası, Türkiye Kalkınma Bankası’na dönüştürülünce Sait Halim Paşa Yalısı’nın sahibi Türkiye Kalkınma Bankası olmuştur. Bu dönemde yalının bahçesi yaz aylarında restoran olarak işletilmiş, odalarının bir bölümü müze olarak düzenlenmiştir. Bunun yanı sıra Başbakanlık yazlık konutu olarak da kullanılmış ve zaman zaman resmi toplantılar burada yapılmıştır. 1995 yılında, Başbakanlık resmi konuk evi olarak kullanıldığı sırada yangın geçirmiştir. Yangın sonrası başlatılan restorasyon 2002 yılında tamamlanmıştır. Prof. Dr. Doğan Kuban başkanlığında, yedi danışmanın denetiminde gerçekleştirilen çalışmalar sırasında yapı, yangından önceki haline göre değil de inşa edildiği 1860’lı yıllardaki haline göre restore edilmiş, 2005 yılında 49 yıllığına üst kullanım hakkı özel sektöre devredilmiştir.

Sait Halim Paşa Yalısı günümüzde düğün, toplantı ve davetlerin vazgeçilmez adreslerinden biri olmuştur.

Tosunpaşa, sütkardeşler gibi filmler burada çekilmiştir.

Sait Halim Paşa Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu, Prens Halim Paşa’nın büyük oğludur. 1863 yılında Kahire’de doğmuştur. İlk ve orta eğitimini Kahire’de özel öğretmenler tarafından almış Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Yükseköğrenimi için İsviçre’ye gitmiş, Lozan Üniversitesi’nde siyasal bilgiler okumuştur.

Eğitimi sonrası İstanbul’a gelmiş, Osmanlı Devleti’nde göreve başlamıştır. 1913’te 50 yaşında sadrazam olmuş, 1917 yılında sadrazamlıktan istifa etmiş, 1921’de 58 yaşında İtalya’da bir Ermeni komitacının silahlı saldırısına uğrayarak hayatını kaybetmiştir.
Serifler Palace
2024 Feb 15
Rumeli yakasının en eski ve iç süslemeleri bakımından en dikkate değer yalısı olarak da bilinir. 1782 yılında yapıldığı tahmin edilen yapıdan bugüne yalnızca selâmlık divanhane kalmıştır. Osmanlı Barok döneminin özelliklerini yansıtan ahşap yapı, 1850-1860 arasında tamamen değişikliğe uğramıştır. Bugünkü selâmlığa 1900’lü yıllarda bir asma galeri ile bağlanmış bulunan 900 metrekare genişliğindeki 3 katlı büyük harem dairesi de 1940’larda sahil yolunun genişletilmesi sırasında yıkılmıştır. 1970’li yıllarda o zamanki mülk sahibi tarafından Kültür Bakanlığı’na devredilen yapı titiz ve kapsamlı bir restorasyon sürecinden sonra bugünkü halini almıştır.

Bostancıbaşı Defterleri’ne göre Hazine-i Hümayun Başyazıcısı Fevzi Beyzade Mehmet Bey’e ait olduğu anlaşılan yalının, 1782-1785 yılları dolaylarında inşa edilmiş olacağı tahmin ediliyor. 1850-60 senelerinde tamamen değiştirilen veya yeniden inşa edilen bina, 19. yüzyılda bir dönem Osmanlı Meclisi’nde Hicaz temsilcisi olan Mekke Şerifi Abdiilah Paşa (1845-1908) tarafından satın alındı ve “Şerifler Yalısı” olarak tanındı. Paşanın ölümünden sonra önce bir işadamına satılan yapı, 1971 yılında da T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından satın alınarak Türk İslam Eserleri Müzesi’ne bağlandı. 1980’lere kadar onarıldı ve müze haline getirildi. 2001 yılında yalıdaki eserler güvenlik gerekçesiyle Topkapı Sarayı ve Türk-İslam Eserleri Müzesi’ne taşındı. 2007 yılından itibaren de yalının arkasındaki yapı Tarihi Kentler Birliği’nin merkezi olarak kullanılmaya başladı.